|
|
February 10 türkçesi :
Müslümanmısın? Elhamdülillah Müslümanım. Müslümanım demenin manası nedir? Allah'ı bir bilmek, Kur'an-ı Kerim'i ve Muhammed Aleyhisselam'ı tasdik etmektir. Ne zamandan beri Müslümansın?
"Bela" dediğimiz zamandan beri Müslümanım. "Bela" zamanı neye derler? Misak'a derler. Yani Cenab-ı Hakk ruhlarımızı yarattığı vakit bunlara hitaben: - Elestü birabbiküm (Ben sizin rabbiniz değil miyim?) diye sordu. Onlar da: "Bela (Evet Rabbimizsin)" dediler. O zamandan beri Müslümanım demektir. Rabbin kimdir? Seni kim yarattı? Allah Sen kimin kulusun ? Allah'ın kuluyum Dinin hangi dindir? İslam dinidir. Kitabın hangi kitaptır? Kur'an'dır. Din nedir? Akıl sahibi insanları kendi istek ve arzularıyla sırf hayır ve saadete ulaştıran, ilahi bir kanundur. İslam nedir? Peygamber Efendimizin tebliğ ettiği hükümleri kalb ile tasdik, dil ile ikrar edip, yaşamaktır. İman Nedir? Hz.Peygamber'in, Allah'tan getirdiği hükümlerin doğruluğunu kabul ve tasdik etmektir.
english
Are you a Muslim? Thanks be to Allah (Alhamdulillah), I am a Muslim What does it mean to be a Muslim? Knowing that there is only one Allah, and accepting the Holy Qur'an and Prophet Muhammed (s.a.s.) Since when have you Muslim? I have been a Muslim since the time of the world (Balaa) What does "Balaa" mean? It is a covenant (mithaq). That is, Allah asked whwn He created all souls: "Am I not your Lord (Rabb)"? They answered "Yes, for certain you are our Lord (Rabb) (Balaa)." Thus, I have been a Muslim from that time. Who is your Lord (Rabb)? Who created you? Allah Whose slave are you? I am the slave of Allah. What is your religion? My religion is İslam. Which book do you believe in? I believe in the Holy Quran. What is Din? It is the set of laws which guides the sane people who believe with their free will to the most right, the most beautiful, and everlasting happiness. What is Islam? It is the name of the last divine religion which was sent to human beings by God through His Prophet Muhammad? What is Iman (Belief)? It is the acceptance and attestation of the decrees which are known in certainty that they are brought from God by the Prophet.
ÇANAKKALEDE YAŞANMIŞ BİR OLAY...
Kocadere köyünde büyük bir sargı yeri kuruluyor. Kimi Urfalı , kimi Bosnalı , Kimi Adıyamanlı, Kimi Gürünlü, Kimi Halepli çok sayıda yaralı getiriliyor... Bunlardan biri Lapsekinin Beybaş Köyündendir ve yarası oldukça ağırdır. Zor nefes alıp vermektedir. Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek için komutanının elbisesine yapışır. Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır ama tane tane kelimeler dökülür dudaklarından. "Ölme ihtimalim çok fazla... Ben bir pusula yazdım...Arkadaşıma ulaştırın..." Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur: “Ben...Ben köylüm Lapseki' li İbrahim Onbaşından 1 Mecit borç aldıydım... Kendisini göremedim. Belki ölürüm. Ölürsem söyleyin hakkını helal etsin" "Sen merak etme evladım" der Komutanı, kanıyla kırmızıya boyanmış alnını eliyle okşar.Ve az sonra komutanının kollarında şehit olur ve son sözü de "söyleyin hakkını helal etsin" olur... Aradan fazla zaman geçmez. Oraya sürekli yaralılar getiriliyor.Bunlardan çoğu daha sargı yerine ulaştırılmadan şehit düşüyor. Şehitlerin üzerinden çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılıyor. İşte yine bir künye ve yine bir pusula. Komutan göz yaşlarını silmeye daha fırsat bulamamıştır. Pusulayı açar, hıçkırarak okur ve olduğu yere yığılır kalır. Ellerini yüzünekapatır, ne titremesine ne de göz yaşlarına engel olamaz... PUSULADAKİ NOT: "Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil'e 1 mecit borç verdiydim. Kendisi beni göremedi. Biraz sonra taarruza kalkacağız. Belki ben dönemem. Arkadaşıma söyleyin ben hakkımı helal ettim..."
January 29 Bir gönül nedir ki senin sevgine Canımdan can iste ömrümden ömür Yeter ki sev beni anla hep böyle Canımdan can iste ömrümden ömür Canımdan can iste ömrümden ömür
Dünyayı versem de senin için az Hiç bir şey aşkıma bedel olamaz Sen böyle sevdikçe etmem itiraz Canımdan can iste ömrümden ömür Canımdan can iste ömrümden ömür
Sen verdin gönlüme bu mutluluğu Seninle buldum ben bak huzurumu Aşkınla anladım var olduğumu Canımdan can iste ömrümden ömür Canımdan can iste ömrümden ömür
January 13
Bismillahirrahmanirrahim Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendini, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut şâhidlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Nisa Süresi ( 135 )
SEYYIDÜ'L-ISTIĞFAR DUASI:
Bu dua konusunda şöyle bir hadis nakledilir. Resulullah (s.a) buyurdu ki; "Istiğfar dualarının en değerli ve en üstünü şöyle demendir: "Allâhümme ente Rabbî, Lâ Ilâhe Illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va'dike me'steta'tü, eûzü bike min şerri mâ sana'tü, ebûü leke bi ni'metike aleyye ve ebûü bi zenbî fe'gfirlî fe innehû lâ yeğfiru'z-l; zünûbe illâ ente"
Anlamı:"Allah'ım! Sen benim Rabbımsın! Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Beni sen yarattın. Ben senin kulunum; gücüm yettiği kadarıyla senin akdin ve va'din üzere bulunuyorum. Yaptığım fenalıkların şerrinden sana sığınırım. Üzerimde olan nimetlerini itiraf ederim, günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla; çünkü senden başka hiçbir kimse günahları mağfiret edemez."
Hz. Muhammed (s.a.s) daha sonra şunları ekledi: "Kim bunları inanarak sabahleyin söyler de akşam olmadan ölürse, o kişi Cennet ehlindendir. Yine kim bunları inanarak geceleyin söyler de sabaha ulaşamadan vefat ederse Cennet ehlindendir" (Buhârî, Deavât, 2).
AYAĞA KALKMAK
Selam verirken eğilmek, bazı insanlara isteyerek ya da istemeyerek saygı göstermek için ayağa kalkmak, namazlardan sonra imamın, "tekabbelellah" diyenleri, elini göğsüne koyarak selâmlaması mahzurlu mudur?
1. Rasûlüllah Efendimiz (sav) bir defasında bastonuna dayanarak bir grup sahabinin yanına girdi, onlar da ayağa kalktılar. Bunun üzerine: "Acemlerin birbirlerini yücelterek kalktıkları gibi siz de ayağa kalkmayın" buyurdular.(Ebu Davud, Edep 153; Müsned, V/253, 256)
2. Bir defasında da: "Kim insanların kendisi için hazırola geçmesinden (el-pençe divan durmasından) hoşlanırsa ateşten yerine hazırlansın" buyurdular.(el-Beyan vet-ta'rif, N/205)
3. Diğer bir defasında Sa'd b. Mu'az'i istemişlerdi, gelince yanında bulunanlara: "Efendinize (ya da hayırlıniza) ayağa kalkın" buyurdular.(Buhari, isti'zan 26; Ebu Davud, edep 144; Müsned, VI/142; Tirmizi, edep 13)
Bu hadis-i şerifleri birarada düşünen alimlerimiz şunları söylemişlerdir: Meselâ Ebul Velid Ibn Rüşd şunları demiştir. Ayağa kalkma dört türlü olabilir.
A. Haram olan: Kibir ve yücelik taslayıp, ayağa kalkanlar karşısında kendini büyük gören için kalkmak.
B. Mekruh olan: Kendini ayağa kalkanların karşısında böyle görmemekle beraber bu yüzden kalbine birşeyler gelebilecek olan ve kalkıldıgında zorbalara benzerligi ortaya çıkan için kalkmak.
C. Caiz olan: Kalkılmasını istemeyen ve zorbalara benzeme sözkonusu olmayan kimseler için bir iyilik ve ikram olmak üzere ayağa kalkmak.
D. Müstehap olan: Yolculuktan gelen birisi için sevinç gösterişi ve selamlama niyetiyle ve yeni bir nimete kavuşanın nimetini tebrik, bir musibete ugrayanı teselli etmek için ayağa kalkmak (Aynî, Umdetü'1-kârî, XX/252).
Haram olan kalkmaya bir de zengine malı-mülkü için kalkmayı katmak gerekir. Rasulüllah Efendimiz (sav): "Kim bir zengine eğilir, onu yücelttiği ve elindekilere göz diktigi için kendini küçültürse şahsiyetinin üçte ikisi ve dinin yarısı gider" (Beyhakî es-Sünen el-kübrâ; Alâuddin Abidin, el-Hediyye'1-Alâiyye, 249; Benzer bir hadis ve açıklaması için bk. Fetâvay-i Ibn Salah,18) buyurmuşlardır.
Bazı fıkıh kitaplarında; "Mescidde oturanın ve Kur'ân okuyanın da yanlarına giren için -eğer kalkılmaga layık birisi ise- saygı için kalkmaları mekruh olmaz" denir (en-Nemenkanı, el-Fethur'-Rahmani, "/256).
Tahavî, "ayağa kalkmanın kendisi (liaynıhi) mekruh değildir. Mekruh (haram) olan ayağa kalkılmasından hoşlanmak ve kalkılmayacak kimse için kalkmaktır" derken, Ibn Vehbân: "Bana göre günümüzde ayağa kalkılması güzel (müstehap) olmalıdır. Çünkü kalkılmaması kin, bugz ve düşmanlıga özellikle de kalkma adeti olan yerlerde-sebep olabilmektedir" der (en-Nemenkanî age N/257). Ezraî ise; "Hatta günümüzde, Ibn Abdisselam'ın da işaret ettiği gibi, düşmanlığı ve ilişkilerin kesilmesini önlemek için kalkmak vacipbile olmuştur mefsedetleri önleme cümlesine dahil olmuştur" görüşünü bildirir (bk. Ibn Hacer el-Mekkî, ez-Zevacır N/171). Ama onun bu görüşünü el-Mekkî, büyük günahları saydığı kitabında "Üçyüz doksan yedinci büyük günah, halkın kendisine saygı ve hürmetle kalkmasını insanın sevmesidir" başlığı altında verir. Sonra yukarıya aldığımız hadis-i şerifleri vererek : "Demek ki, ilim, şeref, ahâlak, evlat-baba ilişkisi, arkadaşlık vb. duygularla kalkmanın mahzuru yoktur. Hatta Nevevi'nin bunu kabul etmeyenlere cevap olarak yazdığı bir risalesi vardır" der.(el-Mekkî agk; Ayrıca bk. Vehbe ez-Zuhaylî NI/571; (Nevevi'nin sözkonusu risalesinin adı; Fadü'1-kiyâm li-ehli'1-ilmi ve'1-hadisi ve'zzühhâd ve'1-ubbâd ve's-salihin ve'1-kurrâi min ehli'1-Islam"dir. bk. kesfu'zzunûn zeyli N/199))
Asr-i saadette mü'minlerin Hz. Peygamberi gördüklerinde ayağa kalkma adetleri yoktu. Hatta Enes b. Malık der ki: Insanların Hz. Peygamberden daha çok sevdikleri bir kimse yoktu. Buna rağmen onu gördüklerinde ayağa kalkmazlardı. Çünkü onun bundan hoşlanmadığını bilirlerdi. Fakat uzaktan gelen birisini karşılamak üzere ayağa kalkarlardı.(Ibn Teymiye Külliyati I/450-51; Konu için ayrıca bk. Fetavay-i Hindiyye V/325, 369; Bezzâziye VI/354; Nevevî, el-Fetâva 79; Hindî, K. Ummal, IX/157 158)
Imdi hadis-i şerifleri de gözönünde bulundurarak söylenenleri özetlersek:
1. Insanların kendileri için ayağa kalkılmasını ve el-pençe divan durulmasını sevmeleri ve istemeleri haramdır.
2. Ilim ehli, edepli, ahlâkli kimseler, baba, dede gibi yakınlar, yolculuktan gelenler için bir gönül alma ve ikram için kalkmak güzeldir. (müstehaptır.)
3. Insanlara zenginliklerinden ötürü ayağa kalkmak haramdır.
4. Kalkılmadığı takdirde, bu hareketin saygısızlık sayılacağı, kine, buğza ve düşmanlıga, ya da kalkmayanın başka bir zarar görmesine sebep olacağı yerlerde ayağa kalkmak, kalkan için mahzurlu değildir, ama kalkılan için haramdır.
Eğilerek selam vermeye gelince bu da yasaklanmıştır. Bir kardeşiyle karşılaştıgında eğilen kişinin durumunu Rasulüllah'a sordular da: "Hayır, yapmasın" buyurdu (Tirmizî, Isti'zan 31; Ibn Mâce, Edep 15; Müsned, NI/198. 121). Çünkü rükü ve secde Allah'tan başkasına yapılmaz. Selâm maksadıyla bunlar, bizim şeriatımız dışındaki şeriatlerde yapılırdı.
Namazlardan sonra elini göğsüne koyarak "tekabbelellah." gibi bir şey söylemek de selef-i sahihinimizin yapmadığı bir bid'attır ve terkedilmesi gerekir. Ancak bid'at olan bunu söylemek değil çünkü o bir duâdir-, bunu söylerken elini göğsüne getirmesidir.
YEDİ TAVSİYE
Ebu Zer, Paygamber Efendimizi kastederek: Dostum bana yedi şey tavsiye etti, bunlar:
1- Fakirleri sevip aralarına karışmayı
2- Dünya için benden zengine değil daha fakir olana bakmayı
3- Hiç kimseden bir şey istememeyi
4- Beni arayıp sormasalar bile hısım ve akrabayı gözetmeyi
5- Acı da olsa daima hakkı söylemeyi
6- Allah uğrunda hiçbir tenkitçinin kınamasından korkmamayı
7- Arşın altındaki hazinelerden gelen şu kelimeleri sık sık tekrar etmeyi: "La havle velâ kuvvete illâ billah"
Manası: bütün tasarruf ve bütün güç yalnız Allah'ın elindedir.
"Eğer Allah'a muhabbetiniz varsa, HABİBULLAH'a itiba edilecek, İttiba edilmezse, netice veriyor ki: Allah'a muhabbetiniz
|
|
|
|
|
ORUÇ :
Sahur vaktinde güneş batıncaya kadar yemek, içmek ve orucu bozan şeylerden sakınmaktır.
"Ey müminler, oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi Allah'a karşı gelmekten sakınasınız diye size de farz kılındı?" (Bakara 185)
Farz olan oruç: Belli zamanda tutulan oruçtur. Ramazan ayı orucu gibi her müslümana farzdır. Ramazan ayında tutulur.
Zamanı belli olmayan oruçlar: Keffaret oruçlarıdır. Kazaya kalan ramazan orucu gibidir.
Kaza: Orucu sonradan gününe gün tutmaktır. Keffaret (Ceza): l güne 60 gün tutmaktır.
Orucun Farz Olmasının Şartlan
1-Müslüman olmak
2- Akıllı olmak (delilere farz değildir)
3- Baliğ olmak
4-Aybaşı ve lohusa olmamak
5- Hasta olmamak
6- Yolculukta bulunmamak
7-Orucun farz olduğunu bilmek.
Orucun Edasının Şartlan :
1-Sıhhatli olmak,
2-Mukim (misafire farz değildir; ancak tutamadıkları oruçları sonradan kaza ederler.) olmak
Orucun Edasının Sıhhat Şartlan
1-Kadmların hayız ve nifas hallerinde temiz olmalın (bu durumda tutamadıkları oruçları sonradan tutarlar). 2-Niyet etmek, niyet etmeden oruç tutmak sahih olmaz.
ORUCU BOZAN ŞEYLER
l-Yemek, içmek.
2-Ağıza giren kar, yağmur, dolu gibi şeyleri yutmak.
3-Kulağa, buruna, boğaza ilaç damlatmak, şırınga yaptırmak.
4-Cinsi münasebette bulunmak. |
Bismillahirrahmanirrahim
Aleyhisselam Manası: Allahın selamı, onun üzerine olsun.
Aleyhissalatu vesselam Manası: Allahın salatu selamı onun üzerine olsun.
Sallallahu aleyhi ve sellem Manası: Allahu Teala, Ona salatu selam etsin.
Allahumme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed Manası: Allahım! (peygamberimiz) Hz.Muhammed'e ve aline (evladu iyaline) rahmet eyle.
Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim Manası: Ey Allahım ! Efendimiz, büyüğümüz Muhammed'e, evladu iyaline, ashabına salatu selam eyle.(Rahmet et, selametlik ver.)
|
İnsanın en garib olduğu zaman...
Ölmek, yok olmak değil, rûhun bedene olan bağlılığının sona ermesi, insanın bir hâlden başka bir hâle dönmesi, kısaca bir evden, bir eve göç etmesidir. Ölen bir kimse kabre konunca, bilinmeyen bir hayât ile dirilecek, râhat veyâ azâb görecektir. Peygamber efendimiz; (Kabir, ya Cennet bahçelerinden bir bahçe, yahut Cehennem çukurlarından bir çukurdur) buyurmuştur. İnsan ne kadar yaşarsa yaşasan, nihâyet bir gün ölecek ve kabre girecektir. Peygamber efendimiz, kabir hakkında buyuruyor ki: (Bir insanın rûhu vücûdundan ayrılınca, bir nidâ gelir ki, ey insanoğlu, sen mi dünyâyı terk eyledin, yoksa dünyâ mı seni terk eyledi? Sen mi dünyâyı topladın, yoksa dünyâ mı seni topladı? Sen mi dünyâyı öldürdün, yoksa dünyâ mı seni öldürdü? Cenâzeyi yıkamaya başlayınca üç nidâ gelir: 1-Hani senin kuvvetli vücûdun? Seni hangi şey zayıflattı? 2-Hani senin güzel konuşman, seni hangi şey susturdu? 3-Hani senin sevgili dostların, seni neye bırakıp gittiler?
“Azıksız yola çıkma!” Cenâze kefene sarılınca bir nidâ dahâ gelir: Azıksız yola çıkma! Bu yolculuğun geriye dönmesi yoktur, ebedî olarak geri gelemezsin. Varacağın yer azâb melekleriyle doludur. Tabut içine konunca, bir nidâ dahâ gelir. Eğer Hak teâlânın rızâsını kazandınsa ne mutlu sana, büyüklük ve saâdet senindir. Eğer cenâb-ı Hakkın gazabını kazandınsa yazıklar olsun sana! Cenâze, mezârının yanına varınca bir nidâ dahâ gelir. Ey insanoğlu! Dünyâda kabir için ne hâzırladın? Bu karanlık mezâr için ne nûr getirdin? Zenginlik ve şöhretinden ne getirdin? Bu çıplak kabri döşemek ve zînetlendirmek için ne getirdin? Cenâzeyi mezâra koydukları zamân, kabir bir nidâ eder ve der ki: Arkamda söylerdin, şimdi karnımda sükût edersin. Nihâyet cenâzenin defni bitip oralarda hizmet gören insanlar da ayrılıp gidince, Hak teâlâ hazretleri tarafından bir nidâ gelir: Ey benim kulum, yalnız kaldın; şu karanlık mezârda, seni bırakıp gittiler. Bunlar, senin dostların, kardeşlerin, evlâtların ve candan adamların idi. Hâlbuki hiçbirinin sana faydası olmadı. Ey kulum, sen bana âsî oldun, emrimi tutmadın, hiç bu hâlini düşünmedin. Şâyet, ölen kimse îmân ile ölmüşse umulur ki, cenâb-ı Hak o kimseyi affına mazhar kılar ve der ki, ey mü’min kulum! Seni kabirde garîb bırakmak şânıma yakışmaz. İzzet-ü celâlim hakkı için, sana bir merhamet edeyim ki, dostların şaşsın, sana bir şefkat edeyim ki, ana-babanın oğluna olan şefkatinden ziyâde olsun. Lutf-ü kereminden ol kulun bütün günâhını affedip, kabri Cennet bahçesi olur.)
Hasan-ı Basrî hazretleri, dostlarından birinin cenâzesinde oradakilere şöyle buyurur: “Ey Müslümanlar! Kabir dünyâ konaklarının sonu, âhiret menzilinin ilkidir. Mâdemki hepimiz ölüp kabre gireceğiz, o halde nasıl zevk, safâya dalıp, gezebiliriz. Sonunda ölüme varacağını bilen, kıyâmette kalkılacağına inanan, kalkınca Allahü teâlânın huzûruna çıkacağına kânî olan kişiye gereken şey, üzüntü ve endişe içinde olmaktır.” Ölü kabre konulduğu zamân, üzerine toprak örtülünce, kabir meyyite; “Benim üzerimde iken ferah idin. Şimdi altımda mahzûn olursun. Benim üzerimde yemekler yerdin. Şimdi de seni, benim altımda kurtlar yer” diye seslenir. Kabir dolup, toprakla üzeri örtülünceye kadar böyle çok acı sözler söyler. İbni Mes’ûd hazretleri, Peygamber efendimize; -Yâ Resûlallah, ölü kabre konduğu vakit, ilk karşılaştığı şey nedir? diye sorar. Peygamber efendimiz de cevap olarak buyurur ki: -Yâ İbni Mes’ûd! Bunu bana senden başka kimse sormadı. Ölü kabre konulduğu vakit, önce bir melek seslenir. O meleğin ismi Rûmân’dır. Kabirlerin arasına girer. Der ki; yâ Abdellah! Amelini yaz! O kimse der ki; benim burada ne kâğıdım, ne kalemim var. Ne yazayım? O melek der ki; bu sözün kabûl edilmez. Senin kefenin kâğıdındır. Tükürüğün mürekkebindir. Parmakların kalemindir. Melek kefeninden bir parça kesip verir. O kul dünyâda her ne kadar yazı yazmak bilmese de, orada sevâbını ve günâhını, âdeta o bir günde işlemiş gibi yazar. Bundan sonra melek, o yazdığı kefen parçasını dürer. O ölünün boynuna asar.
Hazırlıklı olmak lâzım... Atâ Süleymî hazretleri, Beşir bin Mansûr hazretlerine; “Ey Beşir! Ölüm peşimde, kabir önümde, gideceğim yer mahşer, geçeceğim yol Cehennem üzerindeki Sırât köprüsüdür. Bilemiyorum ki, Rabbim bana ne muâmele yapar?” buyurmuştur. Netice olarak, mal, mülk, çoluk-çocuk, Allahü teâlânın emanetleridir. Emanetlerini ise, istediği zaman alır. Onun için insanın, en garip ve en çok muhtaç olduğu kabre konduğu gün için, hazırlıklı olması lâzımdır. Zira Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Kabir, âhiret konaklarının ilkidir. Ondan kurtulana, ondan sonrası daha hafif ve kolay, ondan kurtulamayana, ondan sonrası daha zor ve çetindir.)
|
Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini biliniz: İhtiyarlık gelmeden gençliğin, hastalık gelmeden sıhhatin, fakirlik gelmeden zenginliğin, dünyada ahireti kazanmanın, ölüm gelmeden hayatın. Hadîs-i şerîf Yapacağın her işi, önce düşün! Allahü teâlânın râzı olduğu, izin verdiği bir iş ise, onu yap! Böyle değilse, o işten kaç! Hadîs-i şerîf
Bir Müslüman, Cuma günü gusül abdesti alıp, Cuma namazına giderse, bir haftalık günahları affolur ve her adımı için sevap verilir. Hadîs-i şerîf
Çocuklarına Kur'ân-ı kerîm öğretenlere veya Kur'ân hocasına gönderenlere, öğretilen Kur'ânın her harfi için, 10 defa Kâ'be-i muazzama ziyareti sevabı verilir. Hadîs-i şerîf

ÖLEN SEVGİLİ
Sabah uyandiginda midesinde bir yanma hissetti. Yanmanin nedeni aksam yedikleri degil,uyanir uyanmaz bugün yapacaklarinin aklina gelmesiydi. Bugün 2 yildir götürmeye çalistigi bir birlikteligi bitirecekti.
Aslinda bunu yapmakta geç bile kalmisti. 'Bitmeli dedi içinden, her gün bu tatsiz uyanis bitmeli.' Genç adam bunlari düsünürken surati sekilden sekile giriyordu. Süratle giyinerek disari çikti. Bugüne kadar hiç bekletmemisti onu, simdi de bekletmemeliydi. Istanbul, soguk ve yagmurlu bir Nisan ayi yasiyordu. Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi; 'Bulutlar bizim yasayacaklarimizi biliyor. onlar bile agliyor halimize...'
BULUSMA VAKTI... Artik Kadiköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalik beklemeden sonra karsidan kiz arkadasinin geldigini gördü. Simdi midesindeki agri daha da artmisti.
Besiktas'a geçtiler. Yolculuk sirasinda hiç konusmadilar. Genç kiz, sevgilisinin bu durgunluguna anlam verememisti. Nereden bilecekti bugün ayrilik çanlarinin çalacagini...
Besiktas'a geldiklerinde bir cafede oturdular. Genç kiz anlamisti sevgilisinin kendisine bir sey söylemek istedigini. 'Bana birsey mi söylemek istiyorsun' diye sordu. Genç adam, gözlerini kaçirarak 'Evet' dedi. Genç kiz heyecanlanmisti, biraz da sinirlenerek 'Söylesene, ne diye bekliyorsun' dedi. Genç adam içini çektikten sonra 'Sence biz nereye kadar gidecegiz?' diye sordu. Genç kiz, 'Bunu sorma geregini niye duydun?' diye yanit verdi. Genç adam söze basladi... ''Birkaç ay önce aksam 23:00 civarinda sana telefon açip senin için yazdigim siiri okumak istemistim. Sen bana 'Sirasi mi simdi canim yaa, isin gücün yok mu?' demistin. Biliyormusun o an nakavt olan bir boksör gibi hissettim kendimi. Özür dileyip telefonu kapatmistim. Daha sonra da bu siiri benden hiç istememistin. Geçenlerde hasta olup yataklara düstügümde arkadaslarimla birlikte sen de gelmis, Meralin 'Sen sanslisin, sevgilin sana bakar' sözüne Isim yok da sana mi bakacagim, annen baksin' demistin. Hatirladin mi?''
DUYGUSALLIGI SEVMEM... Genç kiz, 'Biliyorsun ben duygusalligi sevmiyorum. Hem hasta bakici gibi göründügümü de kimse söyleyemez' diye yanitladi. Genç adam güldü, 'Evet canim haklisin. Zaten olmak istesen de bu kalbi tasidigin sürece hasta bakici, hemsire falan olamazsin.' Genç adam devam etti... 'Bana simdiye kadar kaç kere sabahin erken saatlerinde güzel sözcüklerden olusan bir mesaj çektin? Hiç... Hatta günün hiçbir saatinde çekmedin. Duygusalligi sevmeyebilirsin. Ama sen seni seven insanlari da mutlu etmeyi sevmiyorsun. Halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanlari mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanidigimdan beri her sabah, her aksam, her gece yani seni andigim her saat tatli bir mesajim vardi senin için biliyormusun? Seninle ben AKLA KARA gibiyiz.' Genç kiz anlamisti, 'Yani ne istiyorsun benden sair olmami mi?' Genç adam tekrar gülümsedi içinden. Dün gece verdigi ayrilik kararinin ne kadar dogru oldugunu düsündü. 'Hayir' dedi, 'Sair olmani istemiyorum. Olamazsin da...
BIZ AYRILMALIYIZ. Ayrilirsak ikimiz için de en hayirlisi olacak.' Genç kiz sasirmisti, 'Neden ama? Ben seni seviyorum. Senin de beni sevdigini saniyordum.' Genç adam iç çekerek 'Hayir canim, sen beni sevdigini saniyorsun. Eger beni sevseydin simdi baska seyler konusuyor olurduk' dedi. Genç kizin gözleri yasarmisti. Genç adam cebinden çikarttigi mendili uzatti, genç kiz gözyaslarini silerek 'Sen bilirsin, umarim beni bir baskasi için birakmiyorsundur...' dedi. Genç adam 'Nasil böyle bir sey düsünürsün, senden baska kimse olmadi ve uzun zaman da olacagini sanmiyorum' yanitini verdi. Genç adam ve genç kiz iki sevgili olarak oturduklari masada artik iki yabanciydilar. Birkaç dakika sessizce oturduktan sonra Genç kiz, 'Kalkalim istersen' dedi. Genç adam 'Ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersen sen kalkabilirsin' diye yanitladi. Genç kiz 'Tamam o zaman sana mutluluklar dilerim' diyerek elini uzatti. Genç kizin sesi ve eli titriyordu. Genç adam, 'Istersen arkadas kalabiliriz' dedi ve birbirlerine son kez sarildilar.
"BEN DOGRU YAPTIM..." Genç adam dogru yaptigina inaniyordu. Eve döndügünde yürümekten bitap bir haldeydi. Odasina girdi. Gece bitmek bilmiyordu. Sabah erken kalkip ise gidecekti, uyumaliydi. Birkaç saat sonra uykuya dalmayi basardi. Sabah 7'de saatin ziliyle uyandi. Evden çikacagi zaman cep telefonuna bakti, mesaj ve 10 cevapsiz arama vardi. Yorgun oldugu için duymamisti telefonun sesini. Aramalar ve mesaj sevgilisindendi. Heyecanla mesaji açti, sunlar yaziyordu:
SADECE ONLARI SEVMEYI SEVDIM, HEPSINI ONLARSIZ YASADIM DA, BIR SENI SENSIZ YASAYAMIYORUM, BU ASKI TEK KALPTE TASIYAMIYORUM, SANA YEMIN GÜZEL GÖZLÜM, BIR TEK SENI SEVDIM, VE SENI SEVEREK ÖLECEGIM, ELVEDA BIRTANEM...
Genç adam sasirmisti. Onu tanidigi günden beri ilk defa siir aliyordu ve üstelik sabahin besinde yazmisti. Heyecanla onu aradi, telefonu yabanci bir ses açti. Genç adam ''Nalan'la görüsebilir miyim?'' dedi. Ama karsisindaki agliyordu, hiçkira hiçkira hemde... 'Ben onun annesiyim yavrum, kizim bu sabah intihar etti. Gece sabaha kadar birilerini arayip durdu. Sabah odasinin isigini sönmemis görünce girdim. Yavrum kendini asmisti....'
YIGILIP KALDI... Genç adam beyninden vurulmusa döndü. Bir gün önceki mide agrisinin iki katini çekiyordu simdi. Oldugu yerde yigilip kaldi... Birkaç ay sonra iki doktor konusuyordu hastanede. Doktarlardan biri digerine karsidaki hastanin durumunu soruyordu. Doktor yanit verdi... 'Haaa o mu? Üç ay önce getirdiler. Kendisi yüzünden bir kiz intihar etmis. O günden sonra cep telefonunu elinden hiç birakmamis. Devamli bir seyler yazip birine yolluyor. Geçenlerde merak ettim. O uyurken gönderdigi numarayi aradim. Numara 3 ay önce iptal edilmis. Gelen mesajlarda bir siir var. Bu adam duygusal mi bilmem ama benim anladigim kadariyla siiri yazan çok duygusal biriymis... "ÇEVRENIZDEKI INSANLARIN NE HISSETTIGI YA DA NE DÜSÜNDÜGÜNDEN O KADAR EMIN OLMAYIN, BAZEN BIR KALBIN, IÇINDE NELER SAKLADIGINI ÖGRENDIGINIZDE HERSEY IÇIN ÇOK GEÇ OLABILIR..."
KÜÇÜĞÜM
Ayni sokakta oturuyorduk Her gün bir kızla geliyordu eve Adi ESRARENGİZDİ Herkes onun hakkında Farklı şeyler söylerdi. Fakat kimse gerçeği bilmezdi Kirli sakalları vardı. Yeşil gözlü esmerdi Mahallenin kızları hayrandı ona Bense nefret ederdim Hiç kimseyle konuşmaz Sadece gelir geçerdi Bir gün onunla yolda karsılaştık Çok güzel bir yüzü vardi Bana gülümsedi Sasirdim Ama yinede onu sevmiyordum. Fakat o çok farkliydi Gece boyunca lambasi yanardi Uyumak yerine onun evini seyrediyordum, Onu sevmedigim halde her seyiyle ilgileniyordum. Yavas yavas onu gözlemeye basladim O an anladim ki Hep kendimi kandirmisim Ona karsi hissetigim sey sevgiymis Artik o eve gelmeden uyuyamiyorum.
Yanina gelen kizlari kiskanirdim Herkes onun kötü oldugunu söyleyince Hep onu savunurdum, Onunla karsilasmak için kapida dururdum... Onu yine yolda gördüm Bana göz kirpti Yanimdan geçerken onu cagirdim Acelem var KÜÇÜGÜM dedi Bana aramizdaki yas farkini hatirlatmisti Eve gidip aglamistim. Karar verdim ona askimi ilan edecektim Yolunu gözledim Bir gün onu gelirken gördüm Pesine düstüm o eve girdi Biraz bekleyip kapiyi çaldim Açtı ne var KÜÇÜGÜM dedi SENI SEVIYORUM dedim Gülümsedi EE dedi Ne eededim konusmadi Kosarak disari çiktim Bir ay boyunca evden çikmadim Bir gün kizlarla konusurken Ambulans geldi onun evine girdi Sedyeyle onu disari çikardilar Önümüzden geçerken Bende seni KÜÇÜGÜM dedi ve gözlerini yumdu. Kipkirmizi oldum herkes bana bakiyordu Aglayarak kosmaya basladim Aksama kadar sokakta gezdim Gözyaslarim durmadan akiyordu Sonra eve geldim Annemler ondan bahsediyorlardi Sevdigi bir kiz varmis Ailesi evlenmesine izin vermeyince Kiz evden kaçmis Sokak serserileri onu öldürmüs Eve getirdigi kizlar evi olmayan kizlarmis Kimi sevdiyse ölmüs Çok sevip aci çekmis Intihar edip hastaneyi aramis Polisler evin duvarinda KÜÇÜGÜM yazisini bulmus KÜÇÜGÜM sende ölme yaziyormus, ve hemen altında; Bende seni sevdim Sevdiklerim gibi sende ölme diye ben öldüm KÜÇÜGÜM
Kendine İyi Bak
"Kendine iyi bak" bir "veda" değil "elveda" cümlesidir çogu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde... "Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olurda bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum." "Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden baskasi olmayacak yaninda sana bakacak. Ben olmayacagim. Kendine iyi bak ve beni düsünme. Çünkü ben de seni düsünmeyecegim artik. Arama sakin beni, yazma, çünkü ben yazmayacagim. Sil beni yüreginden, çünkü ben silecegim. Fakat, yasanilan, paylasilan güzel seyler hatirina sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum." "Kendine iyi bak. Aramizda geçen herseye ragmen benden sonra iyi oldugunu bilmeyi tercih ederim. Aslinda bilmem çok önemli degil, iyi oldugunu varsayacagim ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle basbasa, yapayalniz birakiyorum ben. Biliyorum kendini birakacaksin benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslina bakarsan, çok da fazla umursamiyorum." Kendine iyi bak, derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onlari ayirmak, eti tirnaktan ayirmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok aci vericidir, yürek parçaliyicidir. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine "Kendine Iyi Bak" gözleriyle ayrilirlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar.. *Taki son elveda mezar sessizligine bürünüceye kadar*
Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez "Kendine Iyi Bak" derler ve giderler. Onlar eti tirnaktan ayirmak yerine ölümü yeglerler. Onlar bu aciyi bir kezden fazla kaldiramayacaklarini bilirler. Kendine iyi bak, derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet degil midir aslinda seni seveni, ihtiyaci olani yüzüstü birakip gitmek.
Kendine iyi bak, derler ve giderler. Seni suskunluga mahkum edip giderler. Seni parçalara ayirip, en büyük parçayi yanlarina alip giderler. Seni senden alip giderler. Daha kötüsü suçlayamazsin onlari tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardir elbet. Suçlatmaz kendini. Savasmadiklari için kizarsin ama suçlayamazsin. Savasmislarsa, yenildikleri için kizarsin ama suçlayamazsin. *Yenildigin için kizarsin ama suçlayamazsin* Ayriligin kaçinilmazligina inandirir seni, kendine iyi bak, derler ve giderler. Elinden umutlarini, düslerini, sevgilerini alip giderler. Bir tek anilari birakirlar geride, bir de hatirladikça gözyaslarina bogulasin diye unutulmayan nagmeler. Arkalarina bakmadan çekip giderler eger yalniz kalmissan, çünkü insafsizliklarini görmek istemezler. Hersey o saniye orada bitsin, kapansin bu sayfa isterler. "Bitti" diyemedikleri için , kendine iyi bak derler. "Kirildim ve affedemiyorum" diyemedikleri için kendine iyi bak derler. "Seni istemiyorum artik, hayatimdan çikaracagim ama bil ki hiç unutmayacagim" diyemedikleri için kendine iyi bak derler. "Biliyorum çok kanayacaksin ama daha iyisini yapamiyorum" diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Vicdanlarini rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktir ve o yara asla kapanmayacaktir, bilirler. Kendine iyi bak bir noktadir çogu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansin isterim ben. Oysa sen iyisin.... *Sen gözümdeki isik, dudagimdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatima renk katan, sen yüregimdeki çarpinti, sen hayatimdaki nesesin. Sen yolumu aydinlatan, sen dert ortagim, sen gönül yoldasim, sen bir tanesin. Kendine iyi bak deme bana. Nokta koyma. Keske böyle yasanmasaydi bazi seyler, keske affedebilsen beni, keske ben de affedebilsem.. Keske döndürebilsek zamani geriye. Keske bugünkü aklimizla yasasak herseyi bastan. Nafile...Ama yine de, gitmesen olmaz mi? Bitmesek olmaz mi? Sen eksikken, ben nasil tam olurum? Senden kalan boslugu kimlerle doldururum? Savassak aramiza giren seytanla olmaz mi? Hani büyük asklar her türlü engeli asardi, hani gerçek dostluklar her sinavi geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanirdi? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek degerler vardi? Hani en büyük zaferler, en kanli savaslarin ardindan kazanilirdi? Bunlarin hepsi yalan mi?... Sahiden..., gitmesen olmaz mi? Bitmesek olmaz mi? Peki o zaman... Senin istedigin gibi olsun... Öyleyse...Sen de "Kendine Iyi Bak."*
BEN SADECE Bİ SEVENİM
Öylesine bi günde öylesine sırf değişiklik olsun diye öylesine bi yaşama girdiğinde bazı şeyleri değiştirmeye başladığının farkında mıydın acaba?Yıkıntıların altındaki çaresizce ve sessizce ağlayan sesime yönelip beni yıkıntıların arasından çekip çıkarttığında ve ellerimden tutup ayağa kaldırdığında yaşamamın artık eskisi gibi olmayacağının bilmem farkında mıydın?Hayatımdaki en önemli insanlar listesine girdiğinden beri çalıcak telefonunu kaçırmamak için telefonu sabaha kadar açık tuttuğumun bilmem farkında mısın?Seni başkalarıyla geçirdiğin zamanlarda benden çalınan her saniyen ve gittikçe azalan zamanımızın karşısında nasıl kahrolduğumun ve içimin beni nasıl kemirdiğinin seninle fazladan geçireceğim saatlerim için nasıl umutsuzca çareler aradığımın ve beni senden ayıracak o gün gelmesin diye nasıl da dualar ettiğimin bilmem farkında mısın? Sabahları seni her gördüğümde içimin nasıl ısındığının,yüzümün nasıl ışıldadığının,gözlerimin nasıl parladığının bilmem farkında mısın? Senin kokunu her içime çekişimde nasıl eriyip kahrolduğumun, kaybolduğumun,sözlerinde benim için sevgi dolu birşeyler duymaya çabalarken nasılda ümitlendiğimin gözlerinde bana ait birşeyler bulmaya çalışırken kendimi onların içinde nasılda kaybettiğimin bilmem farkında mısın?Her sabah birlikte kahvaltı yapabilmek için bilerek geçiktiğimin ve seninle geçireceğim bir kaç fazla dakika için içtiğim çayların bilmem farkında mısın?Seni paylaşmak zorunda kaldığım insanlardan birinin sevdiğim bi arkadaşım olmasının bana nasıl bir acı verdiğinin ve onun bakışlarının seninle dolup taştığını gördüğümde nasıl kahrolduğumun bilmem farkında mısın?Sana kalbimi altın bi tepside sunduğumun ve hayatımı sana adadığımın sonsuza kadar senin yanında olmaya hazır olduğumun bilmem farkında mısın?Bilmem ki farkında mısın galba ben... İmza ne yazık ki farkında olmadığın ben.Ben kim miyim???SADECE Bİ SEVEN...
Konuşulan konu Sevgili Peygamberimiz Hz. MUHAMMED (s.a.v.) den Tavsiyeler...
Sevgili Peygamberimiz Hz. MUHAMMED (s.a.v.) den Tavsiyeler...
PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V)'DEN TAVSİYELER
Şöyle ki: Bir adam Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’ye gelerek, “Size dünya ve ahiretle alakalı soracak sorularım var.” dedi. Bunun üzerine Efendimiz ona, “Ne istiyorsan sor.” buyurdular. O zat da sorularına başladı:
Ey Allah’ın Peygamberi! Ben insanların en alimi, en bilgilisi olmak istiyorum..Ne yapmalıyım? -Allah’tan çok korkup takva dairesi içine girersen insanların en alimi olursun.
İnsanların en zengini olmak istiyorum.. -Kanaatkâr olursan insanların en zengini olursun.
İnsanların en hayırlısı olmak istiyorum..
-İnsanların en hayırlısı, faydalı olandır. Sen de insanlara faydalı ol.
İnsanların en adaletlisi olmak istiyorum.. -Kendin için istediğini insanlar için de istersen insanların en adili olursun.
İnsanlar içinde Allah’a en yakın, O’nun en has kullarından olmak istiyorum.. -Allah’ı çok zikredip anar ve hatırlarsan o zaman Allah’ın en has kulu olursun.
Muhsinlerden, iyilik edenlerden olmak istiyorum.. -Allah’a, O’nu görüyor gibi ibadet et, her ne kadar sen O’nu görmesen de O seni görüyor.
İmanımı kemale erdirmek istiyorum.. -Güzel ahlaklı olursan imanın kemale erer.
Allah’ın emirlerine itaat eden itaatkâr kullarından olmak istiyorum.. -Allah’ın farzlarını yerine getir, itaat edenlerden olursun.
Allah’a günahlarımdan arınmış, tertemiz olarak gitmek istiyorum.. -Cünüp olduğunda tertemiz olacak şekilde gusül abdesti al, kıyamet günü üzerinde hiçbir günah olmaksızın Allah’a kavuşursun.
Kıyamet günü nur içinde haşrolmak istiyorum.. -Hiç kimseye zulmetme, kıyamet günü nur içinde haşrolursun.
Rabb’imin bana merhamet etmesini istiyorum..
-Önce kendine ve insanlara merhamet et ki; Allah da sana merhamet etsin.
Günahlarımın azalmasını istiyorum.. -İstiğfar ederek günahlarının bağışlanması için Allah’a yalvarırsan günahların azalır.
İnsanların en kerimi olmak istiyorum..
-Allah’a kullarını şikayet etmezsen insanların kerimi olursun.
Rızkımın bol olmasını istiyorum.. -Temizliğe devam edersen rızkın bol olur.
Allah ve Rasulü tarafından sevilmek istiyorum.. -O zaman Allah ve Rasulü’nün sevdiklerini sev, sevmediklerini de sevme.
Allah’ın bana kızmasından kendimi korumak istiyorum.. -Kimseye kızmazsan Allah’ın gazabından ve kızmasından kurtulursun.
Duamın kabul edilmesini istiyorum.. -Haramlardan sakınırsan duaların kabul olur.
Allah’ın beni başkalarının yanında rezil etmemesini istiyorum.. -Namusunu koruyup iffetli ol ki; insanlar yanında rezil olmayasın.
Allah’ın ayıplarımı, kusurlarımı örtmesini istiyorum.. -Kardeşlerinin ayıplarını örtersen Allah da senin ayıplarını örter.
Benim günahlarımı ne siler? -Gözyaşların, hudûun (saygıyla Allah’a kulluğun) ve hastalıklar.
Allah yanında hangi iyilik daha faziletlidir? -Güzel ahlak, tevazu, belalara sabır ve kazaya rıza.
Allah yanında en büyük günah hangisidir? -Kötü ahlak ve Allah’ın emirlerine karşı gösterilen cimrilik.
Rahman Allah’ın gadabını ne dindirir? -Gizliden gizliye sadaka vermek ve sıla-i rahim (akrabaları ziyaret ve görüp gözetmek).
Cehennem ateşini ne söndürür? -Oruç.
November 29 Seversiniz bazen... Bir kuşu beslemek misali, karşınızdaki insanı sevginizle beslersiniz.
Farklıdır sevmesi insanların... Kimi kafese tıkar kuşunu öyle besler, alır özgürlüğünü elinden, seviyorum sanır. Öyle sandıkça sıkar karşısındakini, bunaltır. Ufacık bir fırsat bulsa kaçmak, kurtulmak ister artık kuş.
Aslında korkularından yapar insan bunu, karşısındaki insana anlatamaz, anlatmasını bilmez. Bir başka insana gitmesini istemez.
Her koca |